Radyo Sesindeki Yankılarımız

Tesadüf Değil, İnce Ayarlanmış Bir Nefes Alma Molasıdır Sanırım

Bu sabah, İzmir’in o kendine has, tuzlu ve aceleci sabah sesleri beni uyandırdı. Pencereden süzülen o puslu ışıkla birlikte, zihnimin o tanıdık, derinlere inen uğultusu başladı. Kahvemi yudumlarken, çalan radyodaki bir melodi… Bir şarkının ortasında, sanki yıllar öncesine ait bir film karesini yeniden yaşıyormuşum gibi hissettim. Ve bu beni yine o bilinmezliğe sürükledi: Rastgelelik denen o tanıdık oyunumuza.

Bizler, bu müziğin büyüsüne kapılmış olanlar olarak, her şeyi bir anlam yükleme eğilimindeyiz. Bir şarkı çalıyor, biz onu sadece bir ses yığını olarak değil; hayatımızın o belirli bir döneminin, o duygusal yoğunluğunun fon müziği olarak algılıyoruz. İnsan bazen o anın kendisiyle bütünleşiyor, sanki o melodi, o anki ruh halimizin mükemmel bir yankısıymış gibi. Ve bu yankıları biz, tesadüfün değil de, bilinçaltımızın en derin ritminin sonucu olarak görüyoruz.

Birkaç gün önce, genç bir öğrencim vardı. Çok parlak bir çocuktu, konserlerde sahneye çıkacak potansiyele sahipti ama sanki kendi varlığını, çevresindeki olayların bir yan ürünü olarak yaşıyordu. Ne zaman bir başarı elde etse, ne zaman bir şarkıda kendini bulsa, bunun tamamen şansa bağlı olduğunu söylüyordu. Bu benim için can sıkıcı bir döngüydü. O, sanki hayatın kendisine bir koreografi sunduğunu ve onun görevinin sadece bu koreografiyi takip etmek olduğunu düşünüyordu.

Benimle bu konuyu uzun uzun konuştuk. Ona, yaşamın da bir enstrüman çalmak gibi olduğunu söyledim. Her şeyin bir başlangıcı, bir nefes alıp vermesi gerektiği. Oysa o, her vuruşu dışarıdan gelen bir ritim olarak görüyordu. Sanki vücudunu ve ruhunu, sadece bir sonraki gelen vuruşa uyum sağlamak için kullanıyordu.

Ve işte, o anlattığım o "rastgele" gibi görünen anlar… Bence onlar hiç rastgele değildi. Onlar, bu enstrümanı çalan kişinin bilinçli veya bilinçsiz olarak kurduğu o ince ayar dediğimiz şeydi. Olaylar zinciri, birbiriyle bağlantılı sesler gibi birbirini çağırıyordu. Bir notanın diğerini mükemmel bir uyumla bulması gibi, hayatımızdaki küçük karşılaşmalar da birbirine doğru çekiliyordu.

Öğrenci gitti. Ama bu benim için bir kapanış değildi; aksine, o genç ruhun o mükemmel senkronizasyonu yakalama yolculuğunun henüz başlangıcıydı. Tesadüfi olan hiçbir şey yokmuş; sadece bizler, o senkronizasyonun altyapısındaki müziği, o derin nefes almayı öğrenmekte gecikmişiz.

Şimdi radyodan gelen bu melodiyle beraber, gözlerimi kapatıyorum. Ve biliyorum ki, bu akşamki dinleme seansımda yakalayacağım o tanıdık sıcaklık, sadece geçmişin tozlu sayfalarından gelmiyor; o, bugünün sessiz ama kararlı nefes alıp vermesiyle yeniden hayat buluyor. Ve bu, benim için en güzel müzik.